Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam9
Toplam Ziyaret13052
Adı Hala Meçhul D&R'larda


Kaptan ve yazar Sitem Ateş ile yine yolu denizlere çıkan romanı Gölgenin Ağırlığı’nı konuştuk…

Sitem ile çok sevdiğim arkadaşım Uğur sayesinde tanıştık. Kimyası tutan insanların buluşmasıydı. Sitem, kalbinin süzgecinden geçirdiği cümleleri ile yeni bir roman yazmış. Kaçırdıklarıma üzgünüm; ama her şeyin de bir zamanı var tabii. Sıra dışı bir kimliği var Sitem'in. Denizci yönü onu hayata hazırlamış, büyütmüş ve edebiyatın kıyılarına sürüklemiş. Biz sohbet ederken çok keyif aldık. Umarım siz de okurken seversiniz…

Hayata dair derin bir iştahı olan biriyim

- Hakkında oldukça ilginç bilgilere ulaştım; ama seni senden dinlemek istiyorum doğrusu. Sitem Ateş kendi gözünden kimdir?

İnsan, bir şekilde ifade yetisi kazandığı andan itibaren çoğunlukla hep kendini anlatır aslında. Bebeklikten yaşlanmaya giden zamanda attığı adımların çoğu bir varoluş ve bu varoluşu ifade esaslı sanırım. Ancak kendini doğrudan tanımlamanın derin bir açmazı var bana göre. Bu nedenle kendim hakkında söyleyebileceğim en esaslı şey şu olabilir: Hayata dair derin bir iştahı olan biriyim. Okumaya, yazmaya, öğrenmeye, görmeye, gezmeye, yemeye : ) Daha çocukluğundan itibaren içine düşen bir gitme tutkusuyla hiçbir yerde belli bir süreden fazla kalamayan, aynı evde bile üç yıldan fazla oturamayan, hep olmadığı yerlerin düşüyle, henüz düşünü dahi kurmadığı yerler arasında arayışları hiç bitmeyen tutkulu bir yolcuyum sadece.

- Biyografinde "ilk defa denize inen bir geminin vaftiz annesi” olduğun bilgisi de var. Geminin vaftiz annesi olmak nedir?

Siparişten projeye, projeden tersanede yapım aşamasına ulaşan bir gemi, yapımı tamamlanıp da denizle ilk buluşmasına kadar geçen zamanda yeni doğmuş genç bir kadındır. Denizle ilk buluşması ise, çok eski zamanlara dayanan bir kültürdür. Binlerce yıldır süregelen bu kültürün temelinde sanırım insanın denize karşı duyduğu temel duygu korkuydu. Çünkü deniz en başta bilinemez olanı ve sonsuzluğu simgeliyordu. Tanrısal bir kudreti vardı denizin ve ardını büyük bir iştahla merak eden insanlar, aynı zamanda onunla nasıl yaşayacaklarını ve gerektiğinde ona karşı nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı. Bu nedenle teknelerini denize indirmeden evvel Tanrılarına gemilerini koruması için adaklarda bulunuyorlardı. Vikingler zamanında kan akıtılıyordu, Orta Çağda ise, kan akıtma yerini şaraba bıraktı. Şarap içip, gemiye su dökerek onu kutsuyorlardı.

- Bu hala devam ediyor ve sen bir geminin annesisin, çok ilginç…

18. yy'dan itibaren gemilere isim verilmesi ve suya indirilmesi törenlerini sembolik anlamları nedeniyle kadınlar yapmaya başladı. Kendisi de bir kadın olan gemiler, isimleri ve cisimleriyle de bir kadın tarafından doğurulmalıydı. Doğurgan ve yaratıcı rolüyle kadın gemileri dünyaya getiriyor ve onlara isim anneliği yapıyordu. Bu iş tam da doğumu bilen bir kadın tarafından yapılmalıydı ve tören sırasında genellikle gemi sahibinin eşi olan kadın gemiye ismini vererek onu denize indireceğini söylerdi, hala da öyle. Sonra da geminin baş bodoslamasında bir şişe şampanya kırar ve artık gemi doğmuş, kutsanmış olur. Sırada onu bekleyen denizlerle buluşması ve hayatının sonuna kadar denizle yaşaması kalmıştır.



5 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Şiir Dinletileri
Üyelik Girişi
Kanalıma Abone Olunuz Youtube